Email This Post Email This Post    |    YORUM YAZ   |    Bu Makaleyi Yazdır Bu Makaleyi Yazdır    |    Favorilerinize ekleyin!
 
PETRA

M.Ö.4. yüzyılda bütün Mezopotamya’yı tehdit eden Perslerden kaçan Nabati’ler, ulaşılması çok zor olan Musa Vadisi’ne sığındılar. Bu vadideki kayaları oyarak bir yeraltı şehri yaptılar. Lut Gölü çevresinde yaşayan Arap asıllı Nabatiler, bugün Ürdün sınırları içindeki Petra’da bir devlet kurmuşlardı. Ölü Deniz’in 80 km güneyinde, Arap Çölü’nün kenarındaki bu şehir M.S. 106 yılında Romalılar tarafından istila edildi. Nabatiler putperest olup en büyük tanrıları Duşara, en büyük tanrıçaları da Ellat idi. Nabatiler’in yazısı, Arap yazısının başlangıcı sayılmaktadır.

Petra_Kazneh4_tb_n031901

Petra, eşsiz konumu ve coğrafyasının cömertçe sunduğu hazineleriyle önemli bir antik çağ kentiydi. Kent oldukça iç bir bölgede ağır karasal koşulların hakim olduğu bir coğrafya üzerinde kurulmuş olmasına rağmen kurulduğu günden itibaren önemli bir ticaret merkezi olmuştu özellikle antik kaynaklarında belirttiği gibi kentin güzergahı üzerinden geçen kral yolu ve diğer ticaret yolları kentin ticaretteki üstünlüğünün artmasını sağlamıştır.

Petra, roma hakimiyetine girdiği zaman zarfındada önemini korudu ancak kent Bizans egemenliği altındayken  gözden düşmeye başlar ve yaşadığı depremlerle de yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilir.

Bu  çalışmada ilk önce Petra kentinin konumu şehrin oluşumu ve gelişim süreciyle ilgili bilgi verdikten sonra Petra kentinde bulunan mimari eserler hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

Jordan

Petra anlam bakımından  incelendiğinde Yunanca kaya anlamına gelmektedir. Petra Ölü Denizin 80 km güneyinde, Arap çölünün kenarına kurulmuştur. Kurulduğu günden sonuna kadar başarılı bir ticaret merkezi olmuştur. Nabati’ler tarafından kurulan şehir ticaret merkezi olmasının yanı sıra hidrolik enerjiyi kullanması nedeniylede tarih sahnesinde önemli bir yere sahiptir. Roma egemenliğine girene kadar yerel yöneticiler ve hükümdarlar tarafından yönetilmiştir.

Petra kentinin kurucuları olan Nabatilerin Perslerin bölgede yarattıkları etkiler sonucu bu bölgeye göç ettiklerini daha önce söylemiştik. İlerleyen zaman zarfı içerisinde İskender’in Persleri yıkmasından sonra Antik Dünya yapısında ortaya çıkan yeni yapının da getirisi olarak ticaret yollarının var oldukları konumlar değişikliklere uğramış ve ticaret mesafelerinin önemi git gide azalmaya başlamış ve tüccarlar her yere ulaşmaya başlamışlardır. İskender’in ölümünden sonraki dönem içerisinde  Suriye bölgesinin hakimiyeti Selevkos’ların eline geçmişti. Nabati kralları hem Yunanlılarla Hem Selevkoslarla iyi geçinmeye çalışmışlar bu süreç içrisindede kentlerini geliştirmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Selevkosların var oldukları dönemde de  Akdeniz’i ön ve Orta Asya, Hindistan ve Arabistan’a bağlayan kervan yollarının sonuna rastladıklarından ötürü Arabistan’la ve en çok Saba ve Minaia ülkeleriyle yapılan ticaretin en önemli merkezi Petra olmuştur.

Roma’nın Selevkoslardan bölgenin yönetimini ele aldığı dönemden sonra ise Petra bir süre Roma’ya vergi vermiş ancak daima Nabati kralları özgürlüklerini kazanmak ve teslim etmemek için direnmişlerdir. İmparator Traianus döneminde M.S. 106 yılında tamamiyle Romanın egemenliği altına girmiştir. Bu tarihten hemen sora M.S. 105 yıllında kent ticari merkez olmasının yanı sıra önemli bir dinsel merkez halini almaya başlamıştır. Kenttin Roma hakimiyetine girmesinden sonra ise M.S. 131 yılında İmparator Hadrianus kenti ziyaret etmiş ve kentin adının Hadriane Petra olarak anılmasına neden olmuştur. Ancak Roma yönetiminde var olan çalkantılar ve anarşi dönemi sonrasında yönetimin bölünmesi sonrasında yaşanan olaylardan sonra Petra Bizans’ın egemenliği altına girmiş ancak özellikle M.S. 363 ve 551 yıllarında yaşadığı deprem sonrasında kent kendini bir daha toplayamamıştır. bu süreçlerden uzunca bir süre sonra 1812 yılında İsveçli gezgin Johann Ludwig Burckhardt sayesinde bu antik kent tekrarda tarih sahnesindeki yerini kazanmaya başlar.

tomb

Petra’daki mimari eserlere genel hatlarıyla bakıldığında kentleşme bakımından oldukça gelişmiş durumdaydı. Antik yazarlardan Diodorus Siculus bize hristiyanlık öncesi dönem hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. 4.000 kişilik bir amphitiyatrosu, tapınakları, sarayları, bunların sütun ve kemerleri, mezarları, kervansarayları ve pazar yerleri vardır ve hepsi aynı kaya bloklarının oyulmasıyla meydana getirilmiştir. Önemli yapılar ana caddenin etrafından yayılmaya başlamıştır.

Petra, yaklaşık 1000  yıl boyunca ticari konumunu sürdürmüştür. Petra’nın konumuna baktığımızda Kral yolunun sonunda Farasa vadisi yer almaktadır, alanda kum ve bodur çalılar arasında ayırt edilebilen yollar görülmekte. Yolun yanında , kayalıklar bulunmaktadır bu kayalıklar yerel göçebe halk tarafından sığınak olarak kullanılmaktaydı. Alanda patikalar kuzeyde kentin merkezindeki musa vadisine ulaştırmaktadır. Daha kuzeyde, kaya duvarlardan oluşan Jebel Khubtha  al-Mataha vadisinde çalılıkların arasından yükselmektedir. Bizans süresincede bu kaya duvarlar binaların ve vadinin korunmasında, işgallere karşı kullanılan en önemli silahtı.

Petranın kalbi musa vadisiydi. Roma periodunda ana sokak olarak kullanılan geniş sokak Khazneh in başından başlayıp , kaldırım döşenerek kayalar yontulup ve sütunlar yerleştirilmiş bir şekilde devam etmekteydi. Amphitiyatro yönünde  pazarlar ve nymphaeum yada kamuya ait çeşmeler yer almaktaydı. karşısında Temenos giriş yolu son bulmakta,  ve gösterişili olan Dushara tapınağının avlusu yer almaktadır.

Nabati krallarından Aretas IV (M.Ö. 9 – M.S. 40) için oyulan 42 metre yüksekliğinde bir cephesi olan mezar, bugüne kadar bozulmadan kalan ve Orta Doğu kültürünün en çekici örneklerindendir. Mezarın cephesindeki kaya pembe granittir. Zarif sütunlar, kemerler ve başlıklarla süslenmiştir. Bunlar aynı kaya oyularak yapılmıştır. Dünyadaki kaya mezarların en güzeli budur.

İnanılmaz güzellikteki mimari eserleriyle süslü bu şehir bir çok kervan yolu üzerine bulunması sayesinde oldukça zenginleşmişti. Zenginleşmelerinin asıl nedeni bir kanyonun içine kurdukları bugünkü anlayışla banka görevi gören hazine yada Arapça “EL-KHAZNA” denilen yapıya sahip olmasıdır. İsteyen kervan sahipleri Petra pazarında sattıkları mallardan kazandıkları parayı bu khaznaya yatırabiliyorlardı.

Roma egemenliğine geçtikten sonra inşa edilen Roma tiyatrosu ve daha da önemlisi 900 basamak çıktıktan sonra görülebilecek olan manastırda önemli mimari eserlerdendir.

PETRA’DAKİ MİMARİ YAPILAR

Bu bölümde Petra’daki mimari elemanları ele alacağız. Daha önceki bölümdede bahsettiğimiz gibi kent yapı bakımından kayalara oyulma suretiyle inşa edilmişti. Kaya yapılar dışındada kentin gelişim süreci içerisinde yapılar inşa edilmiştir. Petra kenti Antik dünyada önemli bir ticaret merkezi olması ve değişen güç dengelerinin arasında kalması, bunların yanı sıra bir çok farklı kültürden yöneticinin kenti idare etmesi nedeniyle mimari yapılarında bir çok farklı elemanı bir arada barındırmayı başarmıştır. Mimari eserlerin yapımında kurulmuş olduğu kayalık ve kanyonlarla oluşan mistik görünüme sahip arazinin uyumunu çok iyi sağlayabilmişlerdir. Petra’da Roma dönemi mimarisi ve Roma mimarisinin kente gelmeden önceki dönemlerde şehrin kentleşme sürecine önemli katkıda bulunmuş ve bizler için önem arz edecek yapılar ve mimari elemanlar şunlardır;

Petra kentinde üç ana grupta sütunlar dikilmiştir. Bunlar Urn, Korinth ve Saray tiplerindedir. Tabi ki  saray ailesi mensupları tarafından dikilmiş ve Roma dönemi sürecinde Roma tarafından gönderilen konsüller tarafından diktirilmiş sütunlarda bulunmaktadır.

Petra’da kullanılmış olan sütun türlerine örnekler vermemiz gerekirse Khazneh’de Korinth sütunları kullanılması ve özellikle Büyük tapınakta kullanılan doğu nitelikli sütunun varlığı en iyi örneklerdir. Saray sütunu olarak ise M.S. 130 yılında Sextius Florentinus tarafından diktirilen sütun önemli bir özellik taşımaktadır.

Urn sütunları genel olarak nekropollerde karşımıza çıkmaktadır. Bu tarzdaki sütunların en güzel örnekleri El- Hutba nekropolisinde karşımıza çıkmaktadır. Urn sütunları Bizans döneminde kiliselerde kullanılmaya başlanılmıştır.

QASR EL BİNT FAROUN:

Qasr El Bint Faroun tapınağı tanrı Dushara için M.Ö. 1yy da geniş temenosun (200 x 60 m.) ortasında  inşa edilmiş bir tapınaktır. Dushara nabatilerin en önemli tanrısıdır. Roma zamanında tapınak Apollo ve Artemis için kullanılmıştır. Bizans döneminde ise tapınak hristiyan ibadethanesi olarak kullanılmıştır. Tapınağın inşasında büyük ve dayanıklı sarı kum taşı kullanılmış ve büyük çapta onarılmıştır.

Tapınak Petra kentinin en önemli tapınaklarından biridir. Tapınak Romalılar tarafından kullanılmadan önce tahribe uğramıştır. Ancak daha sonra bir süre depolama amaçlı kullanılmıştır. Tapınağın yapısal özelliklerine baktığımızda dış cephesi süslemeler kullanılarak yapılmış ve stukkosu(sıva doğal boyayla yapılmış) boyanmıştır. Bu tapınak ve Petra’daki diğer eserlerle ilgili bilgileri bize Strabon vermektedir(Geographika XVI 4:26).

Tapınak podium üzerinde yükselmektedir. Tapınak kare yapıya sahiptir ve podyumdan tapınağa geçişte yüksek merdivenlere sahiptir. Sütunlar basık ve geniş aralıklıdır. Cella duvarı ve Podyumda diğer elemanlarda olduğu gibi bölgesel taşlar kullanılmıştır. Merkezi intercolumnia daha geniştir. Pronaosta dört adet sütun yer almaktadır.

Tapınağın üst yapı elemanları hakkında elimizde yeterli miktarda veri bulunmamaktadır. Ancak elimize geçmiş olan medusa başının bu tapınağın frizine ait olduğu düşünülmektedir. Tapınağın genel yapısına baktığımızda birçok özelliği nedeniyle bize Etrüsk mimarisinin temelinde yer alan nitelikleri hatırlatmaktadır.

KHAZNE (HAZİNE BİNASI):

Khazneh Petra kenti için büyük öneme sahip olan bir yapıdır. İnşasının başlangıcı Helenistik dönem içerisindedir. Petra’ da bulunan diğer yapılar gibi kayalara oyularak yapılmıştır. Yüksekliği 130ft. i bulmaktadır. Khazneh’ in Arapça anlamı hazinedir. Mekan efsanelere konu olacak büyüklükte hazineleri saklamak amacıyla inşa edilmiştir. Khazneh (92×130) görünüş bakımından tapınak veya anıt mezarları andırmaktadır.

Yapının köşesi ve duvarlar ayrıntıyla işlenilmiştir. Ancak duvarlarda bulunan etkileyici süslemeler bir çok yerde tekrarlanılmıştır. Yapıdaki sütunlar Petra’daki sütunların tipik özelliklerini taşımaktadır. Tapınağın içerisinden dışarıya açılan kapıdan bakıldığında karşınıza Musa vadisinin görüntüsü çıkmaktadır.

Khazneh yapı olarak çok büyük bir yapıdır. Yapının etrafını yüksek duvarlar sarmaktadır. İlk bakışta bu yüksek duvarlara tırmanmak imkansız gibi gelmekte ve bu yapının yapılışı bizlerde hayret uyandırmaktadır. Bu yükseklik yaklaşık elli metreyi bulmaktadır.

Yapının etrafında bulunan açıklık nedeniyle Khazneh konumuna oldukça hakim görünmektedir. Etrafında yer alan birçok oyuk ve mağaralar bulunmaktadır bu mekanlara da sütunlar eklenmiş ve yine oyma sistemi kullanılarak yapılan basamaklar sayesinde bu yüksek mekanlar birbirlerine bağlanılmıştır.

Yapının mimari özelliklerine bakarsak yapı bir podium üzerinde gözükmektedir tabi ki bu yapının kayalara oyularak yapıldığını unutmamamız gerekmemektedir. Yapının ana girişinde altı adet sütun yer almaktadır. Sağ ve sol köşelerde yer alan sütunlar tamamiyle kayalıklara yaslanmış durumda yer almakta ve destek amacının yanında görüntü bütünlüğünü tamamlamak amacıyla konulmuştur.

Yapıda bulunan merkezi intercolumnia arası daha geniş yapılmıştır bu sayede yapının girişine eklenmiş olan basamaklar derinlik yaratmakta ve yapının daha büyük gözükmesine neden olmuştur. Köşe sütunlar arasında atlıların tasvir edilmiş olduğu heykeller yer almaktadır.

Khazneh dışarıdan bakıldığında iki katlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Zemin kat ile ikinci kat arasında Yunan tapınaklarından alınmış hissi uyandıran alınlık yer almaktadır. İkinci katın yapı elemanlarına baktığımızda, alt katta da yer aldığı gibi altı adet sütun oyulmuştur. Bu sütunlar tamamiyle kayalık alana yapışık durumdadır. Sütunların her birinin arasına heykeller yerleştirilmiştir. İkinci katın üst yapı elemanları ise farklı bir görünüme sahiptir. Ve yapının doğulu oryantalizan özelliklerini bize yansıtır durumdadır. Alınlık iki bölüme ayrılmış ve orta kısmına alınlık yerleştirilmiştir.

EL DAİR:

Petra’nın önemli yapılarından biri olan El Dair şehrin kuzeybatısında kayalara oyularak inşa edilmiştir. Yapı ilk bakışta Khazneh ile benzerlik göstermektedir. İkisi arasındaki fark El Dair’in daha geniş ve daha sade olmasıdır.

Bu anıtsal yapı kral Obodos (Ubdat ki bu kral daha sonra tanrılaştırılmıştır) a inananların tanrıya saygılarını gösterdikleri ve onun adına ayinler düzenledikleri tapınaktı. Bunu özellikle antik yazarların bizlere ulaşan yazılarından anlamaktayız. Bu yapı Bizans zamanında manastır olarak kullanılmıştır.

El Dair’de Khazneh gibi iki katlı bir yapıdır. Bu yapıda podium veya basamak karşımıza çıkmamaktadır. Yapının kapı aralığı sekiz metreyi bulmakta ve kendiside yaklaşık olarak elli ile kırk beş metre civarındadır.

Yapıda kullanılan sütunlar tamamiyle yontulmuş olunan kayaya bağlıdır. Hepsi bir bütün görünüm sergilemektedir. Üst yapı elemanlarına baktığımızda ise Khazne’de olduğu gibi doğu ve batı özellikleri bir arada gösteren bir üslubun uygulandığını görmekteyiz. Alınlık üç bölüme ayrılmış ve orta mekan yuvarlak iken iki kenarı oluşturan parçalar üçgen yapıdadır. Sütunların arasında bulunan pencere görünümlü kapalı boşluklar yer almaktadır.

TİYATRO:

Yapı Petra’nın kentleşme süreci içerisinde önemli bir yere sahiptir. Kentin bulunduğu konum nedeniyle mekanın bir metropol görünümü almasında büyük katkıda bulunmuştur.

Tiyatronun yapımı için seçilen konum çok ideal bir alandır. Gösteri saatlerinde güneşin ve rüzgarın konumu seyircilere zarar vermeyecek şekilde düşünülmüştür. Petra’nın tiyatroyu inşa ederken ki bir avantajı ise doğal kayalıklardır seyircilerin oturdukları yerler bu kayalara oyularak yapılmıştır. Yapıda orkestranın planı at nalı biçimindedir ve orkestra gösteri sırasında da oyun kadrosunun bir parçası olarak kullanılmıştır. Yapıya giriş yerleri yani paradoslar skenenin iki yanından yer almaktadır. Orkestranın hemen arkasında proskenium ve skene yer almaktadır. Skenenin üzerinde günümüze ulaşabilmiş dört adet sütun yer almaktadır.

Bir Roma tiyatrosunda var olması gereken niteliklerden bir çoğunu taşıyan bu yapının hemen üst tarafı da yine kayalara oyulmuş birçok oyuk yer almaktadır.

BÜYÜK TAPINAK:

Tapınak şehrin merkezinde bulunan sütunlu caddenin güneydoğusunda ve etrafında birçok kutsal mekan barındıran yerde kurulmuştur. Tapınağın inşasının Nabati kralları Malichus I (62-30 BCE) veya Obodas II (30-9 BCE) zamanında başladığı tahmin edilmektedir.

Tapınak Roma periodunda da kullanılmaya devam edilmiştir tapınağın yapısında birkaç ufak değişiklik yapmışlardır. Bizans dönemi içerisinde ise kente gönderilen dini görevliler tarafından tapınağın büyük kısmının yok olduğu depreme kadar kullanılmıştır.

Tapınağın propylaeumu sütunlu caddeye açılmaktadır. Tapınak bir podium üzerinde yükselmekte ve podiumdan tapınağın içine girmek amacıyla basamaklar oluşturulmuştur. Propylaeumun sağ ve solunda bulunan koridorlarda yaklaşık yirmi adet sütun bulunduğu tahmin edilmektedir.

Tapınağın barındırdığı bir diğer özellik ise exedralara sahip olmasıdır. Yarım daire şeklindeki bu mekanlara genel olarak heykeller yerleştirilmektedir.

Tapınağın genel yapısına baktığımızda tapınağın üç ana mekanı içinde barındırdığını görmekteyiz. Bunlar Temenos, pronaos ve tiyatrodur.

Propylaeumda batı exedradaki sütunların başlıkları Asya da görülen fil başları gibi işlenmiştir. Bunun dışında bir diğer önemli özellik ise tapınağın sütun ve duvarlarının kırmızı ve beyaz renklerde sıvanmasıdır. Doğu ve batı exedradaki sütunlar yaklaşık beş metre civarındadır.

Propylaeumdan sonraki Temenosun özelliklerine baktığımızda ise mekanın beyaz hexagonal döşemeyle süslendiğini görmekteyiz. Temenos alanından pronaossa girmek için basamaklar kullanılmıştır.

Tapınaktaki sütunlardan bazılarının fil başı şeklinde yontulduğunu söylemiştik. Tapınaktaki sütunlarda başlık ile sütun gövdesi aynı kalınlıktadır. Sütun başlıklarında fil başları köşelere denk gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Ve bu başların arasında bulunan yastık olarak nitelendire bileceğimiz yere yumurta diş sırası yer almaktadır. Üst yapı elemanları ile başlık arasında abakus yer almaktadır. Stylobat ile sütun arasına torus olarak adlandırabileceğimiz sütun altlıkları yer almaktadır. Sütunlar üzerlerinde yiv barındırmamaktadır yalnızca günümüze ulaşmış olan boya kalıntılarından anladığımız kadarıyla sütunlar duvar elemanları gibi boyanmıştı.

Tapınağın ana bölümünde yapılmış olunan kazılar sonrasında bulunan sütunlara kazıda çalışmış olan arkeologların isimleri verilmiştir. Tapınağın ana bölümü olarak adlandırdığımız ve içerisinde tiyatro barındıran bölümün pronaosunda dört adet sütun bulunmaktadır. Ve tapınağın naosunun girişinde iki ana sütun yer almakta ve bu intercolumnialar diğerlerinden daha geniş mesafeye sahiptir. Yapının planına baktığımızda 4×8 sütun sayısı karşımıza çıkmaktadır.

Tapınağın ana bölümünde yer alan tiyatro cavea ve orkestraya sahiptir. Orkestra dönem tiyatrolarının genel özelliklerinden olan at nalı şeklinde yani yarım daire sitilinde yapılmıştır.

Mekanın iç duvarları sıvayla kapatılmıştır ve 1.5m yükseklikte apsidal duvarlara sahiptir. İç kısımda yer alan oturma yerleri 0.35- 0.40m yükseklikte ve 0.55- 0.70m derinliğe sahip olarak inşa edilmiştir.

Büyük tapınağın kazı çalışmaları 1993 yılından bugüne kadar Brown Üniversitesi tarafından sürdürülmektedir.

KAYNAKÇA

  • A. H. M. Jones., 1998, Cities Of The Eastern Roman Provinces, Oxford.
  • Arif Müfid Mansel, 1999, Ege Ve Yunan Tarihi, Ankara.
  • Freeman Charles, 2003, Mısır-Yunan ve Roma: Antik Akdeniz Uygarlıkları, İstanbul
  • Laila Nehme, The Levant
  • www.brown.edu/Departments/Anthropology/ Petra
  • www.cobb.msstate.edu/asordigs.html
  • www.bibleplaces.com/petra.htm
  • www.amnh.org/exhibitions/petra
  • www.isidore-of-seville.com/petra
  • petra-archaeology.com/
  • www.petra.gov.jo/
  • nabataea.net/petra.html
  • www.petra.ac.id/
  • www.petranationaltrust.com/map.html
  • www.petracentral.com/
  • www.jpl.nasa.gov/radar/sircxsar/petra.html
  • www.bibarch.com/ArchaeologicalSites/Petra.htm

Arkeolog Semih KARAMAN

Sosyal ağlarda paylaş:
Edno23 Favit Svejo Twitter Facebook Google Buzz Google Bookmarks Digg Dao.BG

Bu yazı 350 defa okunmuştur


 
Email This Post Email This Post    |    YORUM YAZ   |    Bu Makaleyi Yazdır Bu Makaleyi Yazdır    |    Favorilerinize ekleyin!
Bu yazı Çarşamba, 24 Mart 2010, 00:16 tarihinde ARKEOLOJİ, KÖŞE YAZISI kategorisi altında yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Günlük Ziyaretçi Saysı Tekil:
Fatal error: Call to undefined function tekil() in C:\Inetpub\vhosts\egetarih.net\httpdocs\wp-content\themes\raca12\footer.php on line 41